1 Mayıs 2016 Pazar

Cumhuriyet: Adı Var Kendisi Yok


                                         Cumhuriyet: Adı Var Kendisi Yok


Bugün gazeteleri karıştırdığımızda, televizyon haberlerini izlediğimizde gözümüze en çok çarpan başlıkların  ‘cumhuriyet’, ‘demokrasi’, ‘anayasa’ kavramlarını içinde bulunduran başlıklar olduğunu fark ederiz. İlkokuldaki hayat bilgisi dersinden üniversitedeki hukuk derslerine kadar hayatımızın her döneminde bu kavramlar hakkında bilgi sahibi olma fırsatı bulmuşuzdur. İnsanlar için ekmek kadar su kadar gerekli olan bu kavramlar bugün açıkça tehdit edilmekte hatta milletin topyekün mücadelesi ile yapılan Türk Devrimi’nin en büyük kazanımlarından biri olan Cumhuriyet, vasfı ve yetkisi olmayan birileri tarafından ‘enkaz’ olarak nitelendirilmektedir.

Bugün kul düzenini savunan, millet egemenliğini hiçe sayan ortaçağ kalıntıları, cumhuriyeti yok saymakla kalmayıp ‘‘millet iradesi’’ni kullanıp bir kenara fırlatmıştır.
Meclis toplantılarında her gün yeni kavgalara neden olan bu kavramlar, her dönem tartışılmış fakat bu boyutlarda aşağılanmamıştır.

Kökü Fransızca  “konuşmak” kelimesinden, “parlare”den gelen parlamentoda, bugün vekillerimiz 'konuşarak' anlaşmak yerine 'yumruklaşarak' anlaşmaktadır. Cumhuriyet; egemenliğin halkta olduğu bir devlet yönetimiyken egemenliğin yumruklarda, tekmelerde olduğu bir devlet yönetimine dönüşmüştür. Her gün yeni bir boks maçına hazırlanan vekillerimizin meclis toplantılarında 'demokrasi', 'cumhuriyet', 'insan hakları' gibi kavramlardan söz etmeleri pek gülünç olduğu gibi bu kavramları eleştirirken kullandıkları kelimeler asıl  ‘’enkaz’’ ın cumhuriyet değil, kendileri olduğunu Türk milletine bir güzel göstermişlerdir.

Yazının başından beri  'millet iradesi', 'millet egemenliği', 'cumhuriyet', 'demokrasi' gibi kavramlardan bahsettik. bu kavramların ülkemize sistematik bir biçimde yerleşmesini sağlayan Mustafa Kemal'in Altı Ok programıdır. Altı Ok başlangıçta sadece Cumhuriyet Halk Fırkası'nın kurultayında kabul edilen bir CHF Programının özeti ve simgesiyken 1937 yılında yapılan bir değişiklikle Anayasa'nın 2. maddesine yazılmış fakat 61 anayasasında konulmamıştır. Altı Ok, 19. yüzyılın ortalarından başlayıp, Meşrutiyetlerden, Kemalist devrimden, 27 mayıs'tan geçerek bugünlere uzanan Türk devriminin programıdır.

 Oklar bir bütündür.Çünkü aynı tarihsel kökten çıkmıştır. Altı Ok'un birincisi ve bugün en çok saldırıya uğrayan cumhuriyetçilik bir siyasal iktidar ve hakimiyet sorunundan ortaya çıkmıştır. Meşrutiyetlerden itibaren padişah halk arasındaki hakimiyet çekişmesi cumhuriyetle  birlikte son bulmuş. Padişahın gücü, yeni Türk devletinde  sınırlandırılmamış, saltanat toptan tasfiye edilmiştir. Yeni kurulan Türk devletinin gerçek hakimi millet olmuş ve devlet biçimi olarak Cumhuriyet benimsenmiştir.

 Bağımsızlık mücadelesi ile başlayan Kurtuluş savaşımız  sadece bir bağımsızlık mücadelesi olarak kalmamış eski olan ne varsa yırtıp atmış ve yerine temelleri güçlü olan, kayıtsız şartsız millet egemenliğine dayanan Türkiye Cumhuriyeti devletini kurmuştur.Kurtuluş savaşımız, tüm dünya devletlerine örnek olmuş ve  'Milletin hürriyeti zorla alabileceğini'  göstermiştir.

Cumhuriyetçiliğin ortaya çıkışı, Kurtuluş Savaşımızda gizlidir. Uğruna kadın-erkek, genç-yaşlı  kan dökerek kurtardığımız vatanımızı, biz cephedeyken kaçanlara teslim edemezdik. Türk Devrimi, 'vatan için mücadele edenlerin vatanı yönetebileceğini' göstermektedir.

Yazının başında bahsettiğimiz meclis kavgalarını Mustafa Kemal'in cumhuriyetçilik ilkesinde aramak elbette yersizdir. Fakat siyasal düzen unsurlarından biri olan toplumsal yapının değişmesinin, siyasal sistemi de etkilemesi kaçınılmazdır. Bugün yine Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu yıllardaki gibi cumhuriyetle yönetiliyoruz. Fakat nasıl bir cumhuriyetle?

Osmanlı'nın devamı olduğu söylenen bir cumhuriyetle, Mustafa Kemal'in ve Türk devrimi'nin yok sayıldığı bir cumhuriyetle, laikliğin anayasada olmayacağı söylenen bir cumhuriyetle, paraların sıfırlandığı bir cumhuriyetle, her gün yeni bir bombanın patladığı cumhuriyetle, her gün PKK terörünün mehmetçiği şehit ettiği cumhuriyetle, Ensar vb vakıflarda çocukların cinsel istismara uğradığı cumhuriyetle, her köşe başında taciz ve tecavüz mağduru kadınların bulunduğu bir cumhuriyetle, gençliğin kafasını boşaltmak için uyuşturucuya başladığı cumhuriyetle, bilimin namaz kıldıran seccadeden öteye geçemediği cumhuriyetle, ataması yapılamayan öğretmenlerin her gün umudunun tükendiği cumhuriyetle...

Tüm bunları saydıktan sonra elimizde kalanın sadece Cumhuriyet olduğunu görüyoruz. Cumhuriyete tutunmaktan başka bir çaremiz yok! Uğruna mücadele ettiğimiz, kanımızın son damlasına kadar savaştığımız cumhuriyeti teslim aldığımız gibi geleceğin Cumhuriyet bekçilerine teslim etmek birinci vazifemizdir.Mustafa Kemal'in Gençliğe Hitabe'de söylediği gibi 'Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!'

                                         
                                                                                 AÜ. Cebeci Kampüsü Atatürkçü Düşünce Topluluğu
                                                                        Ecem Fatma CAN/ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi
                                                                                                   



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder