BİRLİĞİN GÜVENCESİ
Bir serüven olarak milliyetçilik kavramı tıpkı Fransız devriminin ve anayasal mücadelelerin diğer kazanımları gibi 18. yüzyıl sonlarına doğru ortaya çıkmıştır. Yükselmekte olan burjuvazi ekonomik temelde sermayenin özgürce dolaşımını ve buna bağlı olarak ortak Pazar oluşturmayı amaçladılar. Bunun için de feodal sınıfların kalıntılarıyla birlikte on yıllardır uzlaştıkları kralı da al aşağı etmeleri gerekiyordu. Böylece “vatan” olarak belirledikleri ortak pazarlarında “millet” olarak belirledikleri yurttaşlarla serbestçe ticaret ve üretim yapabilecekler ve ortaçağın her alanda yıkılıp parçalandığı bu dönemde yeni bir sistem kurabileceklerdi. Tüm bunlara bakarak diyebiliriz ki; “vatan” üzerinde ürettiğin, tükettiğin, ürettiklerini ve tükettiklerini alıp satabildiğin ortak pazarın; “millet” ise bir padişaha-krala kulluk bağları ile değil üzerinde yaşadığı vatana tarihsel ve ülküsel ortaklıkla bağlanmış eşit yurttaşlığı işaret eder. Bu sebeptendir ki benzer dünya devrimleri de milliyetçilik görüşüne sahip çıkarak kendi dönüşümlerini köklü bir şekilde yaşamışlardır.
MİLLİYETÇİLİĞİN TÜRKİYEDE’Kİ SERÜVENİ
Tüm dünyaya dalga dalga yayılan milliyetçilik birçok imparatorlukların parçalanmasına yerine yeni milli devletlerin kurulmasına neden olmuştur. Osmanlı içindeki parçalanmalar da Osmanlı aydınını yeni arayışlar içine sokmuş ve Fransız devriminin bu kazanımı bu yolla yeni kurulan Cumhuriyet’in temel direklerinden biri haline gelmiştir. Milliyetçilik temel direklerinden biri olduğu “Altı Ok” programının içinde olmak üzere 1937 yılında yapılan anayasa değişikliğinin 2. Maddesinde tanımlanmıştır. Ayrıca Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk de Türk milletini “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” diyerek tanımlamıştır. Böylece milliyetçilik Türkiye’nin kuruluş aşamasında ayıran bölen değil birleştiren bütünleştiren ve kaynaştıran bir harç görevi görmüştür.
Öncesinde böylesine işlevsel ve mühim bir görevi üstlenen milliyetçilik ikinci dünya savaşına doğru yükselen Nazi Almanyası ve Mussolini İtalyası ile özdeşleştirilmiş, girilen Nato sürecinde içi boşaltılarak kendi amacı ve işlevinden saptırılmış ve etnik bölünmenin tetikleyicisi haline gelmiştir. Yıllarca Türk milleti,milliyetçilik gibi kavramlar öcü olarak gösterilmiş ve uzak durulması gerekilen bir konuma itilmeye çalışılmıştır.
CUMHURİYET’İN HARCI
Yakın tarihimizde milliyetçilik üzerine yapılan bu kara propaganda ve içini boşaltma hamleleri bugün geldiğimiz noktada artık işlememekte ve boşa çıkmaktadır. Etnik,dini ve mezhepsel bölünmelere ön ayak olan çevrenin ayakları altına almak istedikleri milliyetçilik ayrışmanın değil birliğin simgesidir. Bugün Türkiye’nin birliği ve beraberliği için huzur ve barış ortamı için tüm çevreler milliyetçiliğe sarılmaktadırlar ve sarılmak zorundadırlar. İktidar sahiplerinin bugün “milliyetçiliği ayaklar altına aldık.” demeleri , bölücü terörle süreçler yürütmeleri ve sahip oldukları çevrelerce Türk milletini “millet” olmaktan tekrar “kul” olmaya itmeleri onların her açıdan bölünmeye çanak tuttuklarının birer göstergesidir. Burada önemli olan nokta Türk gençliğinin tarihi tavrıdır. Türk gençliği tüm bu çarptırmalara ve içini boşaltmalara rağmen milliyetçilik kavramına sımsıkı sarılmış birliği ve barışı kucaklamaktadır. Gençlik milliyetçiliği ayaklar altına alanlarla,bölücü terörle süreçler yürütenlerle mücadele etmektedir. Biz de buradan ilan ediyoruz: Türk gençliğini etnik,mezhepsel ve dini açıdan bölemeyeceksiniz. Cumhuriyet’in harcı milliyetçiliğin ve onu koruyan gençliğin ayakları altında kalacaksınız!
AÜ. Cebeci Kampüsü Atatürkçü Düşünce Topluluğu
Fırat KESKİN/ Uluslararası İlişkiler
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder