7 Mayıs 2016 Cumartesi

BİR EGEMENLİK BİLDİRİSİ: HALKÇILIK

                     
                           
                                          BİR EGEMENLİK BİLDİRİSİ: HALKÇILIK


Halk, bir ülkenin sınırları içinde yaşayıp o ülkeyi vatanı bilen kişiler bütünüdür. Altı Ok'un bir ilkesi olan halkçılık ilkesi ise Kemalist Devrim'in ilk resmi programının adını taşır : Halkçılık Programı. 1921 Anayasası'na temel oluşturan bu program, halkın üzerinde yaşadığı toprağa yani vatana göz diken emperyalistlere karşı topyekûn bir mücadeleyi örme temelinde şekillenmiştir.Bunun sonucu olarak da "Egemenlik verilmez, alınır!" şiarıyla vatana, halkın emeğine, halkın iradesine göz diken düşman orduları ve beraberindeki saltanat ve hilafet yanlıları def edilmiştir. Atatürk, 30 Ağustos Zaferi'nden kısa bir süre sonra yaptığı bir konuşmada, Türkiye'nin sonsuza kadar şura hükümeti ile idare olunacağını söyler. Yine 1921 tarihli bir Meclis konuşmasında Atatürk halkçılığı, "Toplumsal düzenini emeğine, hukukuna dayandırmak isteyen bir toplumsal doktrin." olarak tanımlar.

Türkiye’de halkçılığın ilk adımlarını Cumhuriyetin ilanından önceki Büyük Millet Meclisi Hükümeti döneminde (1921-1923), daha Kurtuluş Savaşı devam ederken kalabalık bir işçi kitlesinin çok ağır çalışma koşulları içinde bulunduğu Zonguldak ve Ereğli Kömür bölgesinde uygulanmak üzere çıkarılan iki kanunda görebiliriz.Bu yasada işcilerin çalışma saati 8 saat olarak saptanmış ve işverenlere işçilere lojman yapma yükümlülüğü getirilmiştir. Esasen, ülkemizdeki sosyal güvenliğin temelini de bu iki kanunla getirilen düzenlemeler oluşturmaktadır. .İşte halkçılık genel anlamıyla devletin halktan, üretenden, yani iktidarın asıl sahiplerinden yana olmasıdır ve ülkemizde  halkçılık savaş döneminde dahi işçiyi koruyan kanunlar çıkarmaktan Soma’da  301 madencinin katledilmesine gelen süreçte yitirilmiştir. Cumhuriyet’in enkazını kaldırmakla(!) övünenler Cumhuriyet’in en büyük kazanımlarından olan insanca yaşamı da hiçe saymıştır.

Halkçılık ilkesi, Altı Ok'un diğer ilkelerini de kapsar. TBMM'nin açılması, 1921 Anayasası, Cumhuriyet'in İlanı, Medeni Kanun'un kabulü, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi, aşar vergisinin kaldırılması, soyadı kanunu, kılık kıyafet kanunu ve nicesi... Siyasal ve toplumsal alanda eşitsizliklerin kaldırılmasını, yönetimde halka dayanan ve halktan güç alarak halk için çalışmayı temel alan Halkçılık ilkesi Türk Milleti'nin karakterine ve dönemin gerçeklerine dayandırılarak oluşturulmuştur.

Halkçılık; TBMM'nin açılması ve Cumhuriyet'in ilanıyla millet egemenliğini kabul etmiş, Medeni Kanun'un kabulüyle sosyal ve ekonomik alanda kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikleri kaldırmış, aşar vergisini kaldırarak emeğiyle yaşayanlardan yana olmuş, toplumsal ilişkileri zedeleyen sıfatları ve görünümleri kaldırmıştır. Atatürk bu durumu “Bizim görüşümüz-ki halkçılıktır– kuvvetin, kudretin, egemenliğin, yönetimin doğrudan doğruya halka verilmesidir, halkın elinde bulundurulmasıdır.” şeklinde özetler.

Bugün Kurtuluş Savaşı'nı ve Atatürk Devrimleri'ni tarih kitaplarından kaldırmaya çalışanlar, "Laiklik, yeni anayasada olmamalıdır." diyenler, başkanlık hayalleri kuranlar Türkiye Devrim Tarihi'ni çok iyi bilirler. Yine de hafızalarını bir tazeleyelim, bu milletin karakterinde efendilere, ağalara, paşalara, şeyhlere, dervişlere biat yoktur. Andımız'ı ve T.C'yi kaldırmakla başladığınız, Yeni Anayasa ve Başkanlık hayalleriyle devam ettiğiniz bu süreçte unuttuğunuz bir şey var : Biz o andı içtik bir kere, kaldırsanız ne olur?


                                                                              AÜ. Cebeci Kampüsü Atatürkçü Düşünce Topluluğu
                                                                      Gülin KISA/ Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder