LAİKLİK ADAM OLMAKTIR
TBMM Başkanı İsmail Kahraman iki gün önce ‘’laiklik yeni anayasada olmamalıdır, dindar bir anayasa istiyoruz’’ diyerek Cumhuriyetin ilke ve değerlerini karşısına alarak Cumhuriyet ile hesaplaşmaya bir çağrı yapmıştır.Ömrünü Cumhuriyet yıkıcılığına ve karşı-devrimin fedailiğine heba etmiş bir Meclis başkanı, bugün yaptığı açıklamada gençlik dönemlerinden bugünkü kart horozluk dönemine kadar ettiği mücadelenin amacını belirtmiştir.
Peki bizi bu Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı gericilerin fütursuz sözleri şaşırtıyor mu? Tabi ki hayır. Bunun için Kahramanların, Erdoğanların, Küçük Eniştegillerin siyasi geçmişine kısa bir göz atmak yeterlidir.
Akp’nin kadrolarının ağabeyi-akıl hocası İsmail Kahraman; 1970-1980 sonrası yükselen İslamcı anti-laik siyasi kesimin gözbebeğiydi. Milli Nizam ile başladı bu yola ve Anayasa Mahkemesi "laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması prensiplerine aykırı olduğu" gerekçesiyle MNP’nin kapatılmasına karar verdi. 1980 Amerikancı darbesiyle kapatılan Milli Selamet Partisi’nin içinde de etkin görevler aldı. Darbe sonrası yolu açılan yeşil sermaye-tarikat rejimininden nemalananların başında gelecektir. Ardından Refah Partisi’ne geçti ve 28 Şubat sürecinde partisi ‘’ "Lâik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri’’ gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından yine kapatılmıştır. İlerleyen süreçte Fazilet Partisi içinde tarih, adil bir şekilde işledi. Ne hikmetse Akp’nin kurucuları ve yöneticileri arasında yoktu ama 2008 yılında kapatma davası açıldıktan kısa bir süre sonra Kahraman, koşa koşa Akp’ye geldi. Ayrıca Erdoğan’ın Belediye başkanlığı döneminde ‘’hem laik hem Müslüman olunmaaaz’’ söylemi ve 2002 sonrası iktidarı dönemindeki yaptıkları laikliğe düşmanlığı net olarak gösteriyor.
İşte bu yüzden şaşırmıyoruz!
Peki nedir bu laiklik?
Türkiye’nin laiklik mücadelesi nedir?
Laiklik, Türkiye gibi ülkeler için sınıfsal bir durumdur. Tarikatlaşmaya, toplumu bölmeye, gericileşmeye karşı olmaktır. Devrimin ilkeleri birbirine sıkı sıkı bağlıdır. Laikliğin tavizi, Cumhuriyetçilikten Devrimciliğe kadar taviz vermeye sebep olur.
1920 Meclis’in çalışmalara yeni yeni başladığı sıralar dini görevli birisi Mustafa Kemal Atatürk’e laikliğin ne manaya geldiğini sorduğunda ‘’LAİKLİK ADAM OLMAKTIR’’ karşılığını vermiş ve meseleyi özetlemiştir.
Ayrıca Atatürk, 1939 yılında toplanacak CHP Büyük Kongresi için yaptığı program hazırlığında, 1931 programında da olduğu gibi, Laikliği hemen hemen aynı ifadeyle yineler. Kendi eliyle yazdığı Laiklik ilkesi şöyledir:
‘’Din kavramı vicdansel olduğundan parti, din ile dünya işlerini ve devlet siyasasını birbirinden ayrı tutmayı ulusumuzun çağdaş sosyallik yolunda ilerleyebilmesi için başlıca başarı ilkesi görür.’’
Laiklik, dini inanışa karşı değildir; feodal hakimiyet düşüncesine, Ortaçağ karanlığına ve onu meşrulaştıran dinsel ideolojiye karşıdır. Kemalist Devrimin getirileri bunu açıkça göstermektedir. Osmanlı’dan kalan büyük toprakları elinde bulunduran vakıfları, eğitimi dini kalıplara boğan tekke ve zaviyeleri, halkı yurttaş değil ümmet olarak gören halifeliği kaldırırken, kutsal kitabı ve ezanı Türkçeleştirerek halkın daha rahat anlayabileceği noktaya getirmiştir. Cumhuriyet’in kadrolarının yaptığı çalışmalar yurttaşların dini inanışlarını hurafelerden, batıl ile ilimi birbirinden ayırmak üzerine yoğunlaşmıştır. Devrim şehidi Kubilay bu mücadelede öncü bir isimdir. Şeyh Said-Seyit Rıza gerici feodal isimler ile mücadeleler laikliğin ve cumhuriyetin korunması için yapılmıştır. Cumhuriyet rejimin en güzel meyvelerinden biri olan Köy Enstitüleri; karanlığa karşı açılan bir aydınlanma savaşıydı. Köy Enstitüleri kurucusu İsmail Hakkı Tonguç meseleyi şöyle özetlemiştir: “Yaşamın amacı, ileri millet olarak yaşamaktır. Ortaçağ hayatından farksız, geri bir hayata razı olan insan kalabalığıyla çağımız uygarlığına katılamayız, diri millet haline gelemeyiz."
Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkışı ve Dünya üzerindeki hakimiyeti ilerici bir atılım olarak tarih sahnesinde yer almıştır. Batı için Ortaçağ’da bu ilerici adımlar tıkanmış artık bağnazlığa dönüşmüştür. Doğu’da ise aynı dönemlerde bilim ve teknoloji açısından altın çağ yaşanıyordu. Batı kendisini Coğrafi Keşifler, Rönesans, Reform ve Sanayi devrimi ile yenilemiş, aklın ve bilimin egemenliğini kabul etmiştir. Kapitalizm ilkel dönemlerde Batı’yı kalkındırmış, medenileştirmiştir. İlerleyen dönemlerde sömürgecilik ve emperyalizm yarışı Dünya’yı farklı bir noktaya taşıdı ve Doğu gericiliğe, bağnazlığa ve dogmalara mahkum edilmiştir. Bu süreçte Doğu kimi zaman devrimci adımlar atsa da tam anlamıyla tarikatlardan ve feodaliteden bağlarını koparamamıştır.
Ama aydınlık/karanlık arasındaki meseleyi belirleyen süreç: ‘’Kapitalizm ve Emperyalizm peyda olmasıdır’’
Emperyalizm çağına gelindiğine kapitalizm ilerici yönü körelmiştir.Gelişim önündeki en büyük engel olmuştur. Fransız Devrimi'yle tasfiye eden burjuvazi ‘’Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik’’ ilkelerini bir kenara bırakıp gericileşti ve Ortaçağ kavramlarına dönüş yaptı Laikliğin tanımı törpülendi ‘’din ve vicdan özgürlüğü’’ denilip geçildi. Emperyalizm, iki büyük Dünya savaşı sonrasında dini ve etnik kimliği toplumlara dayatarak ulus-devleti yıpratmayı taşeronlar ile görev bilmiştir. Bizler Türkiye’de aydınlanmayı ve Atatürk ilke/devrimlerini savunanlar emperyalizme ve onun yerli işbirlikçilerine karşı laikliği din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlıyoruz.
Türkiye’de Menderesle birlikte boy gösteren dinci, gerici yapılanmaların ortaya çıkması ile Türk kadınını toplumun her alanında koparılmaya çalışılması aynı döneme rastlaması tesadüf değildir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin hızla tarikatlaştığı,toplumun gencinin, yaşlısının, kadınının, erkeğinin cemaatlarin kucağına atıldığı dönemin baş ''kahraman''larından biri olan Menderes son yaptığı konuşmaların birinde; "Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz." demişti. Sonunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Hemen hemen her gün bir çocuğun cinsel istismara uğradığı, İmam Hatiplerde Cumhuriyet düşmanı, İŞİD mantalitesinde çocukların yetiştiği, kadınların kamusal alanlarda nefes almasının bile kısıtlandığı bir Türkiye’deyiz. Bunların olmasının temel nedeni Türk milletinin reçetesi olan Atatürk ilke ve devrimlerinden taviz verilmesidir. Ama Türk milleti Türk gençliği çaresiz değildir. Bizi karanlığa mahkum etmeye çalışanlara ‘’2007 Cumhuriyet mitinglerini, Haziran mücadelesini’’ ısrarla hatırlatıyoruz. Cumhuriyet yıkıcıları, Cumhuriyet bekçilerinin ayakları altında kalacaktır. Yeni anayasa girişimlerinde bulunanlar unutmasınlar ki:
Türkiye laiktir, laik kalacak!
AÜ. Cebeci Kampüsü Atatürkçü Düşünce Topluluğu
Anıl Eren YILDIZ/ Sosyal Bilgiler Öğretmenliği