GÜN ÜZERİNE MÜREKKEP DARBELERİ
''Vicdan''
diyordu beriki,
“Onu nasıl karşına alabilirsin?”
Öteki biraz düşünceli ve temkinli iletti diline gelenleri:
“Vicdan. Onun karşısında durmak yalnız tanrıya mahsustur. Bizler yeterince
akıllı ve umutlu olabilirsek belki onu arkamıza alabiliriz.”
DEVLET VE HAYAT
15 Temmuz’u 16 Temmuz’a
bağlayan gece büyük bir devlet savunması yaşandı. Amerika’dan FETÖ eliyle
komuta edilen kanlı darbe girişimi, milletin ve gerçek Türk Ordusunun
direnmesiyle engellendi. Emperyalizme karşı verilen İstiklal Savaşı’yla kurulan
Türkiye Cumhuriyeti, bir asır sonra emperyalizm tarafından içeriden
kuşatılmıştı. Gladyo-kontrgerilla- derin devlet-parelel yapı, adına ne dersek diyelim
ilmek ilmek örülen bu proje ve ABD’nin operasyonel gücü bir gecede büyük bir
direnişle kırıldı. Şimdi ülkemizi daha umutlu günler bekliyor. Daha doğru
tanımla devletimizin tüm kurumlarının cemaat yapısından temizleneceği ve
işlerliğinin artacağı, kuvvet kazanacağı günler kapıda.
Yıllar önce Mustafa
Kemal Paşa, Altı ok programını açıklarken herhalde iyi biliyordu ki diğer bütün
okların teminatı devletçiliktir. Devlet otoritesinin, kurumlarının çürütülmesi
ve emperyalizme teslim edilmesi, işte o durum, 15 Temmuz kalkışmasıyla
taçlandırılmak istendi. İstenilen başarılsaydı, şimdi belki bu satırların
yazarı, belki daha fazlası klavye kullanabilecek durumda olmayacaktı.
Sosyal medyada kalça üstünde yürütülen halk
beğenmeme tartışmaları yürütülemeyecekti. Tabi biraz da olumlu olarak, laiklik
için önce bağımsız bir devleti savunmayı öğrenemeyen insanlar işte o zaman
öğrenebilecekti. Velhasıl kelam toplumsal olarak bir hayat varsa devlet var
diye var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye bir devletimiz varsa emperyalizme
karşı direndiğimiz için var.
KLAVYE BOZGUNCULARI VE GERÇEK SAVAŞÇILAR
O gece ve peşi sıra
gelen günlerde sokaklarda savaşan ve birleşen bir millete tanık olduk. Bunun
yanı sıra milleti beğenmeyen, FETÖ-ABD demeden tahliller kasan, ön plana
çıkarılacak şey diye Mehmetçiğin ezilen görüntülerini ayıklayıp paylaşan, darbe
uzmanı ve aynı zamanda tiyatro uzmanı, kafaları ve dünyaları iki üç tuşa
hapsolmuş insanlara üzülerek baktık. Şimdi o insanlara da tavsiyemizi sunuyoruz.
Kendinize bir meydan seçin ve atın kendinizi içine. Büyük bir mozaikle karşılaşacaksınız.
Eğer istekli bakarsanız kitlenin içerisindeki gözlerin birleşerek vatan, millet
yazdığını görebilirsiniz. Mehmetçiğin; anası, babası, kardeşi oradadır.
Siz oradaki samimiyeti,
içtenliği beyaz ekranlarda birbirinin üstünde tepinen tivitlerde görebilir
misiniz? Göremezsiniz. Gerçek savaşçılar orada. Vatanı için canını ortaya koyanlar
orada. Belki sizin kadar güzel emperyalizm diyemezler ama Amerika’nın tankına
yumruk atanlar orada.
İKİ VİCDAN
Şimdi yazımızın girişimdeki vicdan pasajını tekrar anımsayınız. Tarihi ilerletenler
vicdanı umutla ve bilinçle arkasına alanların ta kendisidir. Ülkemiz bu darbe
girişimiyle birlikte adeta bir vicdan-karşı vicdan savaşı yaşıyor. Bir yanda
Ömer Halisdemir’in, Sait Ertürk’ün, tankın önünde başı dik duran ağabeyin,
ablanın vicdanı; diğer yanda halkı helikopterlerle tarayıp, paletlerin altına
alan, halkın üzerine ateş açma emri veren FETÖ-ABD vicdanı. Öyle sanıyoruz ki
ikinci tip vicdanı hepimiz vicdansızlık olarak yorumlarız. Bizim vicdanımızı da
hemen birincisinin içine yerleştiririz. Herkes vicdanlıdır, herkes acı çekene
üzülür lakin Türkiye'de vicdanlı olmanın samimiyeti harekete geçme arzusuyla
ölçülür. Haksızlığı görüp harekete geçmek istemeyenin vicdanı samimi değildir.
Harekete geçme arzusunun da samimiyeti örgütlü olmakla sınanır. Tek başına
hareket yenilmeye mahkûmdur. Tek başına vicdan, vicdansızlık; tek başına
hareket atalettir. Atatürkçü Düşünce Topluluğuna katıl, ortak vicdanın ortak
bilincini birlikte yaratalım.
Üyelik için:
Cebeci Kampüsü ADT Üyelik Formu
Üyelik için:
Cebeci Kampüsü ADT Üyelik Formu
ANIL EREN YILDIZ
A.Ü. Eğitim Bilimleri
Fakültesi