25 Temmuz 2016 Pazartesi

GÜN ÜZERİNE MÜREKKEP DARBELERİ



''Vicdan''
diyordu beriki,
“Onu nasıl karşına alabilirsin?”
Öteki biraz düşünceli ve temkinli iletti diline gelenleri:
“Vicdan. Onun karşısında durmak yalnız tanrıya mahsustur. Bizler yeterince
akıllı ve umutlu olabilirsek belki onu arkamıza alabiliriz.”

DEVLET VE HAYAT

15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece büyük bir devlet savunması yaşandı. Amerika’dan FETÖ eliyle komuta edilen kanlı darbe girişimi, milletin ve gerçek Türk Ordusunun direnmesiyle engellendi. Emperyalizme karşı verilen İstiklal Savaşı’yla kurulan Türkiye Cumhuriyeti, bir asır sonra emperyalizm tarafından içeriden kuşatılmıştı. Gladyo-kontrgerilla- derin devlet-parelel yapı, adına ne dersek diyelim ilmek ilmek örülen bu proje ve ABD’nin operasyonel gücü bir gecede büyük bir direnişle kırıldı. Şimdi ülkemizi daha umutlu günler bekliyor. Daha doğru tanımla devletimizin tüm kurumlarının cemaat yapısından temizleneceği ve işlerliğinin artacağı, kuvvet kazanacağı günler kapıda.
Yıllar önce Mustafa Kemal Paşa, Altı ok programını açıklarken herhalde iyi biliyordu ki diğer bütün okların teminatı devletçiliktir. Devlet otoritesinin, kurumlarının çürütülmesi ve emperyalizme teslim edilmesi, işte o durum, 15 Temmuz kalkışmasıyla taçlandırılmak istendi. İstenilen başarılsaydı, şimdi belki bu satırların yazarı, belki daha fazlası klavye kullanabilecek durumda olmayacaktı.
 Sosyal medyada kalça üstünde yürütülen halk beğenmeme tartışmaları yürütülemeyecekti. Tabi biraz da olumlu olarak, laiklik için önce bağımsız bir devleti savunmayı öğrenemeyen insanlar işte o zaman öğrenebilecekti. Velhasıl kelam toplumsal olarak bir hayat varsa devlet var diye var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye bir devletimiz varsa emperyalizme karşı direndiğimiz için var.

KLAVYE BOZGUNCULARI VE GERÇEK SAVAŞÇILAR

O gece ve peşi sıra gelen günlerde sokaklarda savaşan ve birleşen bir millete tanık olduk. Bunun yanı sıra milleti beğenmeyen, FETÖ-ABD demeden tahliller kasan, ön plana çıkarılacak şey diye Mehmetçiğin ezilen görüntülerini ayıklayıp paylaşan, darbe uzmanı ve aynı zamanda tiyatro uzmanı, kafaları ve dünyaları iki üç tuşa hapsolmuş insanlara üzülerek baktık. Şimdi o insanlara da tavsiyemizi sunuyoruz. Kendinize bir meydan seçin ve atın kendinizi içine. Büyük bir mozaikle karşılaşacaksınız. Eğer istekli bakarsanız kitlenin içerisindeki gözlerin birleşerek vatan, millet yazdığını görebilirsiniz. Mehmetçiğin; anası, babası, kardeşi oradadır.

Siz oradaki samimiyeti, içtenliği beyaz ekranlarda birbirinin üstünde tepinen tivitlerde görebilir misiniz? Göremezsiniz. Gerçek savaşçılar orada. Vatanı için canını ortaya koyanlar orada. Belki sizin kadar güzel emperyalizm diyemezler ama Amerika’nın tankına yumruk atanlar orada.

İKİ VİCDAN

Şimdi yazımızın girişimdeki vicdan pasajını tekrar anımsayınız. Tarihi ilerletenler vicdanı umutla ve bilinçle arkasına alanların ta kendisidir. Ülkemiz bu darbe girişimiyle birlikte adeta bir vicdan-karşı vicdan savaşı yaşıyor. Bir yanda Ömer Halisdemir’in, Sait Ertürk’ün, tankın önünde başı dik duran ağabeyin, ablanın vicdanı; diğer yanda halkı helikopterlerle tarayıp, paletlerin altına alan, halkın üzerine ateş açma emri veren FETÖ-ABD vicdanı. Öyle sanıyoruz ki ikinci tip vicdanı hepimiz vicdansızlık olarak yorumlarız. Bizim vicdanımızı da hemen birincisinin içine yerleştiririz. Herkes vicdanlıdır, herkes acı çekene üzülür lakin Türkiye'de vicdanlı olmanın samimiyeti harekete geçme arzusuyla ölçülür. Haksızlığı görüp harekete geçmek istemeyenin vicdanı samimi değildir. Harekete geçme arzusunun da samimiyeti örgütlü olmakla sınanır. Tek başına hareket yenilmeye mahkûmdur. Tek başına vicdan, vicdansızlık; tek başına hareket atalettir. Atatürkçü Düşünce Topluluğuna katıl, ortak vicdanın ortak bilincini birlikte yaratalım.

Üyelik için:
Cebeci Kampüsü ADT Üyelik Formu

ANIL EREN YILDIZ

A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi